
Kimilerine göre kana susamış kızıl bir sultan kimilerine göre ise cennet mekân Abdülhamit Han. Sultan II. Abdülhamit 21 Eylül 1842 tarihinde İstanbul’da doğdu. O başa geldiğinde yıkılmak üzere olan koca çınar Osmanlı imparatorluğunu uyguladığı kendine has muvaffak politikalarıyla 33 yıl ayakta tutmayı başarmıştır. Gençken fenni ve dini ilimleri mükemmel bir şekilde ikmal etmişti. Bu sayede hem mana âleminde hem asli âlemde şahsını dirayet ve merhamet ile perçinledi.
Aslında o daha amcası sultan iken çeşitli siyaset ve istihbarat projeleri tasarlardı. Çünkü biliyordu ki o zamanlar devletin içerisinde fazlasıyla hain vardı. Ve bir gün tahta çıkma sırasının kendine geleceğini de hissedebiliyordu.
Hainlerin kendi menfi çıkarları için ümmete kebir zararlar vereceği günlerden biri gelmişti. Darbeci batı zihniyetli ruhu batmış insanlar Abdülaziz’e tasarladıkları darbeyi yaparak onu saraydan derdest ediyorlardı.
O sırada genç Abdülhamit camdan dışarıyı üzgün bir o kadarda hiddetlice izliyordu ve amcasının intikamını alacağına dair kendine söz veriyordu.
Ruhunu satmış aklını kiralamış darbecilerin planı tutmamış ve Allah’ın izniyle Abdülhamit başa geçmiştir.
Fakat şahıslarına olan itimatları fazlacaydı ve Abdülhamit’i yönetecekleri bir kukla olarak görüyorlardı. Hainlerin bilemediği bir şey vardı o da Abdülhamit’in eşsiz zekasıydı, o zeka ile hepsini hatta hainlerin tasmasını tutanları da cebinden bozuk para gibi çıkaracaktı.
İlk başlarda meşrutiyeti ilan etmiş olsa da bunların hepsi Abdülhamit’in bir planıydı. Hainlerin Osmanlıyı bitirme projelerinden biri olan Rus harbi çıktıktan sonra Abdülhamit çoğunluğun gayrimüslim olduğu beka tehdidi yayan meclisi feshederek Batı’nın kirli oyunlarını bozmuştu ve 30 senelik hür yönetimin dizginlerini ele almıştır.
Artık devlet-i Aliye hem kendi topraklarında hem de dünya siyasetinde Abdülhamit rüzgârı estirecekti.
Önce devletin bel kemiği olacak Yıldız İstihbaratı’nı kurarak her türlü girişime ve kalkışmaya misliyle karşılık verdi. Bu hamle dosta güven, düşmana gözdağı olmuştu.
Ardından Ulu hakan imparatorluğun eksiği olan her şeyi belirleyip yeterse devletin kasasından yetmezse kendi şahsi parasıyla yaptırmaya başladı. Ayrıca başa geçtiğinde devletin borcu neredeyse dudak uçuklatacak noktaya gelmişti, o kocaman borcu da bir kar kütlesi gibi eritmeye başladı.
Batı bu gelişmeler karşısında “Yoksa hasta adam yatağından mı kalkıyor?” derken Abdülhamit devlete çağ atlatmaya devam ediyordu. Eğitime çok önem veren Abdülhamit güzel sanatlar akademisi, ticaret ve ziraat okulları, ilk ve orta dereceli okullar, dilsiz ve kör okulları, meslek okulları da yaptırmıştı. Ülkede ki talebeleri de Batıya ilim öğrenmeye yollamıştı. Abdülhamit o dönemlerde ortaya çıkan ermeni sorununa da kurduğu eşsiz istihbaratıyla hem Ermenilere hem de Ermenileri kullanan batmış Batının planlarına kibrit suyu döküyordu.
Ayrıca Anadolu’nun doğusunda da aşiretlerin askeri gücünün yanı sıra Türk’ün Kürt kardeşleri ile tarihi ittifakını tescilleyen bir hamle olan Hamidiye Alayları’nı kurarak güvenliği garanti altına almıştı.
19. yüzyılda da kirli parayı şahsi amansız emelleri için kullanmaya kalkan Siyonist Yahudiler Abdülhamit’e borçlarını ödeme karşılığında Kudüs’ü talep etmişlerdir fakat sultanın çelik gibi iradesine çarparak hüsran dolu bir redde maruz kaldılar. Ulu hakan atası Yavuz’dan Devlet-i Aliye’ye kalan Küdüs-ü Şerif’i muhafaza etmek için oradaki arazisini satmak isteyenlerin toprağını şahsi parasıyla satın alarak Emlak-i Şahane haline getirdi. Bu sayede aklı tenha, kalbi kara, emelleri menfi Yahudilerin oralara muvazaa yoluyla ulaşmasını engelledi.
Ayrıca Abdülhamit Han İstanbul’da Şişli Etfal Hastanesini ve darülaceze’yi kendi şahsi parasıyla yaptırdı.
Hamidiye adlı içme suyunu borularla İstanbul’a getirdi.
Bağdat ve Medine’ye kadar demir yolları döşemiş, büyük şehirlere atlı tramvay hattı döşetmişti.
Bu kadar gelişmeye tahammül gösteremeyen iç ve dış mihraklar Abdülhamit’i indirmek için düğmeye basmıştı. Çeşitli suikastlardan Allah’ın izniyle kurtulan Abdülhamit’e dışarıdan müdahalenin imkansız olduğunun idrak eden Batı içerideki kurtları ve çakalları yaşlı aslana göndermeye başladı.
Abdülhamit’in Avrupa’ya gönderdiği talebeler Jön Türkler olarak geri dönmüşlerdi.
Galeyana gelen Jön Türkler devletin çeşitli kademeleriyle adım adım ihtilale gidiyorlardı.
Ortalığın cehennem gibi karıştığı zaman da II. Meşrutiyeti ilan ettiren gafiller 31 Mart vakasının ardından sultan Abdülhamit’i tahtan indirmeye kalktılar. Abdülhamit bu çapulcu güruhuna karşı aşırı merhameti sebebiyle hareketsiz kaldı.
Ona bu isyancıları bertaraf edelim diyen paşaya şu cevabı verdi:”Müslümanı Müslümana kırdıramam, ben ümmet-i Muhammed’in halifesiyim” demiştir. Ve o hazin son gelmişti, batı hain planında ahmaklar da sözde devletin kötü gidişatına dur deme gayelerinde muzaffer olmuştu.
33 senelik saltanatında gecesiyle gündüzüyle bir karış toprak vermemek için, dünyayı yönetmek isteyen Gizli Dünya Güçleri’ne(Devlet’i) rağmen, içeride yetişen ve Kabbala’nın neferlerine hizmet eden asalaklar rağmen, bin bir türlü desiseye rağmen, Hastalıklara, şahsına suikastlara rağmen, Rıza-i İlahinin rızasını gözeterek, peygamberlerin şanlı davasını ilke bilerek, İslam aleminin istikbali için uğraşan, alemlere rahmet gönderilen peygamber efendimizin ümmetinin merhametli halifesi olduğundan dolayı bizler için Cennet mekân Abdülhamit Han o.
YUSUF SEZER
Eline sağlık demekten başka bişi diyemiyorum
Allah razı olsun kardeşim
Hayırlı olsun devamını sabırsızlıkla bekleriz
Allah razı olsun efendim. Takipte kalınız lütfen…