Orada Bizim İşimiz Var: “SURİYE”

Geçtiğimiz günlerde ordumuz Bahar Kalkanı operasyonu yaparak pilavdan dönenlerin kaşığını kırdı. Zira hain saldırılara maruz kaldık, hem de bizler için mühim bir cuma gecesinde. Sözde bizleri mecliste temsil edecek olan bazı şahıslar Oralarda ne işimiz var diyor. Bu ifadeyi kim kullanıyorsa biliniz ki, ya işin mahiyetini idrak edememiş ya da karşı tarafın uşaklığını yapıyordur.

Peki, bizler Suriye’deki durumu tahlil ettiğimiz zaman neler göreceğiz?

 Suriye’deki iç savaş 2011 yılında zuhur etse de Suriye denklemi Osmanlı’nın taksim edilmesinden beri çözülemeyen bir problem halini almıştır. İlk önce o dönemleri tekrar hatırlamaya çalışalım.

1. dünya harbi son bulduktan sonra Osmanlı’nın Ortadoğu’daki topraklarıyla siyasi bağı kopartılmıştı. Gaye bariz şekilde ortadaydı; “arz-ı mevud’u gerçekleştirmek”. İşgalci İsrail’in Filistin topraklarına sorun çıkmadan yerleşip emellerini yerine getirebilmesi için Türkiye’nin onlarla muhatap olmaması lazımdı. Zira yeni bir Osmanlı devleti kurulabilirdi. Bu yüzden tampon bölge olarak yapay bir Suriye devleti oluşturuldu. Bu İngilizlerin önceden planlayıp faaliyete geçirdiği stratejik bir plandı.

Suriye mevcut durumlarda Türkiye ile en uzun sınıra sahip olan ülke konumunda. Siyonist akıl bunu kendi lehine kullanarak Türkiye’nin aleyhine bir pozisyona getirmekte. Katil Hafız Esad döneminde Terör örgütü PKK ve onun kurucusu Öcalan’a yuva olan Suriye bu kozunu kullanarak uzunca bir zaman Türkiye’ye kanlı yıllar yaşattı.

 Piyon Hafız Esad’ın yerini 2000’li yılların başında oğlu Katil Beşar Esad alarak babasının diktatörlük sancağını taşımaya devam etmiştir.

Tam da o yıllara denk gelen Arap baharı Tunus’tan başlayarak birçok Arap ülkesini kavurmaya başladı. Arap baharı Siyonist aklın ortaya atığı bir isyan hareketidir. Bu sayede az da olsa güçlenmeye çalışan İslam dünyasını yeniden dağıtmayı başarmıştır. Suriye’de ise durum farklıydı. Suriye’deki iç savaş ve isyan lideri devirme odaklı değil bilakis halka karşı yapılmıştı. Orada bir Şii-Sünni çatışması oluşturarak Sünni Müslümanları katletme projesidir.

Esad rejimine baktığımızda sapkın Nusayri inanışına sahip olduğunu görürüz. Ama Suriye’de %10’luk bir nüfusa sahipken nasıl oluyor da Beşar Esad iktidarda kalabiliyor?  Cevap basit çünkü Esad yanlısı bir İran var. Kabbala neferleri İran’a Şia hilali vaat ederek Sünni ülkelere diş bilettiriyor. İran bu yüzden hempası Esad rejimine lojistik destek sağlıyor.

Suriye topraklarını gözlemlediğimiz zaman İran bir tahakküm kurma faaliyetindedir. Bu yüzden orada Sünni bir devletin, hele ki Türkiye’nin bulunmasını hiç arzulamıyor. Bir diğer yandan başta ABD, Rusya ve diğer Avrupa ülkeleri oraları mesken tutmuş halde. Yan sebep petrol olsa da oradaki devletler de çıkarılan petrol de evangelist akım ile siyonizme hizmet etmektedir.

Arap baharından sonra başta Deraa’da olmak üzere birçok aşiret Beşar Esad’a karşı ayaklanma kımıldanmalarına başladı. Tam da biçilmiş bir kaftan… İç isyanı bastırma numarasına yatıp orada Sünni Müslümanları öldürüp göçe zorlayıp Şia mensubu silahlı örgütleri getirerek bir Şia hilali oluşturma gayesine bürünmüştüler. Peki, ya neden Şia hilali? Düşünsenize birbirine düşmüş Müslümanlar ancak birbirlerine güç yetirerek diğer mühim meselelere kulak tıkar, göz kapatır, kalp mühürlerler. Yani; “İhtilafa düşen iktidardan da düşer.”

Ayrıca GAP(Güneydoğu Anadolu Projesi) faaliyete girmesin diye fazlasıyla uğraşan tekrar Esad rejimidir. Çünkü Fırat ve Dicle Anadolu topraklarında doğmakta ve Ortadoğu’ya akmaktadır. GAP sayesinde sular barajlarımızda muhafaza edilecek ve boşa akmayacaktı. Bu sayede tarım alanlarımızın sulama sorunu ortada kalkacaktı. Suriye, sırf hempası İsrail susuz kalmasın diye topraklarında misafir ettiği terör örgütü mensuplarını kullanarak GAP sulama projesini sekteye uğratıyordu.

Suriye toprakları tam bir terör yuvasıydı. Sadece PKK değil Asala, DHKP-C, YPG, DEAŞ gibi terör örgütleri de Suriye’yi mesken tutmuştu. Bu Türkiye için bir beka tehlikesiydi. Zira defalarca terör saldırılarına maruz kalarak şehit vermiş bir ülkeyiz. Bu mahlûkların yuvasını bozmalıyız ki bir daha türeyemesinler, masumların canına kıyamasınlar, mazlumlara eziyet edemesinler.

 Amerika kendi kurduğu DEAŞ ile mücadele bahanesiyle Suriye’ye giriş biletini almıştı. Artık bahanesi de vardı. YPG paçavralarına silah ve para yardımı da yapıyordu. Daha sonra iki terör örgütü de ABD tekelinde Türkiye’de kanlı eylem faaliyetleri gerçekleştiriyordu.

Her şey buraya kadar kusursuz işliyordu. Türkiye sınır dışı operasyon yapamazdı çünkü kamuoyu oluşturma noktasında eksik temellere sahipti. Ayrıca ses çıkarmaya başladığı zaman da içerideki emperyalizm uşakları devreye sokularak mani olunuyordu.

Pısırık, sünepe, al dediğinde alan, ver dediğinde veren, sus dediğinde susan bir ülkecik olmamızı istiyorlardı. Milli benlik ve şuurdan uzak, dış mihrakların mankurtları sayesinde tasarladıkları gibi de olduk.

Bu noktada iki husus önemli. İlki; dünya da ve ülkemizde kamuoyu oluşturmak. Biz ülkemizde misafir ettiğimiz üç buçuk milyonu aşkın Suriyeli sayesinde gerekli kamuoyunu oluşturduk. İkincisi de ülkemizde kanlı eylemlerini gerçekleştiren militanların Suriye’de ikamet eden terör örgütlerinin mensubu olması ve Türkiye’nin kadim tarihinden aldığı güç ve istikrarla kendi sınırlarını koruma içgüdüsü. Bu hususlar sayesinde artık sınır dışı operasyon için gerekli zemin oluşturulmuştu.

24 Ağustos 2016’da ilk adım atıldı:”Fırat Kalkanı Operasyonu.” Bu operasyon sayesinde bölgede artık Türkiye de söz sahibi olacaktı. Lakin diğerlerinden farklı olarak mazlum halkların sesini duyurup hakkını savunma gayesiyle hemhal bir şekilde coğrafyamızda bulunuyorduk.

İsrail güdümündeki Rusya, Amerika ve Esad rejimi hazımsızlık duyarak Türkiye’ye mani olmaya çalıştı. Ekonomik hamleler ile bizleri geri püskürtmeye çalışırken sözde anlaşmalar ile bizleri uyutacaklarını sandılar. Ama biz “Zeytin Dalı Harekâtı” ile onlara ikinci Osmanlı tokadını attık.

Uzun süre Osmanlı tokadını tatmadıkları için akılları daha yeni yeni başlarına gelen bu sömürgeci devletler karşılarındakini savaşmak istemeyen değil şahadet için can atan bir ümmet olduğunu gördü.

Artık temizlik başlamıştı. Sırada “Barış Pınarı Harekâtı” vardı. Barış Pınar’ıydı çünkü bu topraklarda sulh akıtarak yeniden huzuru filizlendirmeye gelmişti. Amacımız Suriyeli kardeşlerimizin barınabileceği güvenilir bir bölge. Operasyonun sonunda Amerika da Rusya da dize geldi.

Türkiye’ye açık bir şekilde meydan okuyamadıkları için 28 Şubat Cuma günü Rusya destekli rejim güçleri anlaşmaları ihlal ederek bizlere hain bir saldırı da bulundu. Dışarıdan saldırıya uğradığımız yetmezmiş gibi bir de içerideki kuklalar:”Ne işimiz var Suriye’de?” diyor. Utanmaz bir şekilde rejim güçlerini desteklediklerini ifade eden cümleler kullanıyorlar. Elmayı içindeki kurt yermiş. Bizi de içimizdeki kurtlar, çakallar çökeltmek istiyor.  

Bu topraklarda günümüz haritalarında görülmeyecek bir olgu vardır. Bu olgu bizzat gönül coğrafyamızın birlikteliğidir. Açık bir şekilde ifade ediyorum ki gönül coğrafyamızın birlikteliği er ya da geç ete kemiğe bürünecektir.

“ORADA BİZİM İŞİMİZ VAR!” ÇÜNKÜ ORASI BİZİM.

                                                                                                                                                   Yusuf SEZER

One thought on “Orada Bizim İşimiz Var: “SURİYE”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir