AYASOFYA’YA (CAMİ-İ KEBİR’E) İHANET

Günümüzde tartışmalara neden olan Ayasofya Camii kadim bir sembol olmakla birlikte yüzyılların belirtisi olan izleri her zerresinde barındırmaktadır.

Mimari yapısının yanı sıra medeniyetlere de ev sahipliği yaparak tarihi gücünü perçinleştiren Ayasofya Camii takribi 916 yıl boyunca Hristiyan aleminin göz bebeği olacak bir kilise konumundaydı. Ama tarihler 1453 senesini gösterdiğinde çağ açan hükümdar Fatih Sultan Mehmet Han dünyanın kalbi İstanbul’u fethedip İslam beldesi yaparak Ayasofya’yı cami olarak dizayn ettirmiştir.

Peki ya onlarca yıldır tartışılan konu nedir?

Osmanlı imparatorluğunun varisi olan Türkiye, cumhuriyetin ilk yıllarında başta bulunan rejimin almış olduğu karar doğrultusunda yüzyılların Cami-i Kebir’ini bir müzeye çevirmiş olması.

Mütedeyyin kesim bu hamle sonrası fazlasıyla hüsrana uğramıştır. Zaten o zamanın devletlileri Müslümanların ibadet yerleri olan camileri itibarsızlaştırmaya temayül etmişti.

Ayasofya, 1934 yılında alınan bir bakanlar Kurulu kararıyla müze yapılmıştır. Bu skandal karar üzerine 1935’te Ayasofya’yı müze statüsüne indirgemişti.

1934 yılına kadar Türkiye sınırları içerisinde en önemli cami itibarını taşıyan Ayasofya Camii artık sıradan bir tarih müzesi olmuştu.

Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul’u fethettiğinde Ayasofya nasıl bir haldeydi?

Malum olduğu üzere, Ayasofya Camii yerinde ilk mabet, ahşap kilise olarak, miladi 360’da yapılmış, 404’de bir ayaklanmada yakılmıştır. 416’da tekrar inşa edilmiş, 532 de yine yakılmıştır. 537’de ufak kubbeli bir halde inşa edilmiş, 561’de ise bugünkü kubbesi büyütülmüş, içerisi de son derece kıymetli altın ve gümüş gibi eserlerle tezyin edilmiştir.

Lakin ne yazık ki İslam beldelerini yıkmak için yapılan 4. Haçlı seferinde, haçlı ordularının İstanbul’a gelerek kapıların onlara açılmasıyla zapt edildi. Ayasofya, şehrin bütün zenginlikleri gibi, tamamen yağma edilip harabeye çevrilmişti. 1261’de Bizanslılar, şehri Frenklerden geri alınca, kiliseyi tamir etmişlerdir. 1346’da büyük kubbe çökmüştür. 1356’da yeniden yapılmıştır. 1402’de kilise tamamen harap haldeydi ve kubbe kısmen çökmüştü. İstanbul fethedilince Ayasofya bu viran haldeydi.

Osmanlı gibi ulu bir çınarın eline geçince bu mabet hak ettiği mertebeye yükseltiliyor. Osmanlının naif ve düşünceli sultanları Ayasofya Camiine fazlasıyla ehemmiyet veriyorlar. Hatta caminin ihtiyaçları giderilebilsin diye vakıf dahi kurulmuştur.

Ayasofya’nın şuan ne batı dünyasına ne de Hristiyan alemine ait olmadığı belgelerle ispat edilmiştir.

Tapu Fatih Sultan Mehmet vakfına aittir. Yani kısaca Fatih Sultan Mehmet’in ümmete emanetidir.

Ayasofya Camii’ne tabiri caiz ise adeta şefkatli bir şekilde muamele eden Osmanlı imparatorluğu Ayasofya’yı Mimar Sinan ile daha da sembolik hale getirmiştir.

 Müzeye çevirme kararı ne kadar doğruydu acaba?

Gel gelelim ki Osmanlının elinde adeta yeniden dirilen Ayasofya şimdi köhne zihinlerin menfi oyunlarına kurban gitmiş haldedir.

Bir simge, Müslümanların benliğindeki imge, batılı devletlerin isteği üzerine onlara altın tepside sunulmuştu.

Kılıç hakkıyla alınan ve Fatih Sultan Mehmet’in kurduğu vakfa ait olan Ayasofya Camii her şey göz ardı edilerek sözde tüm kültürlerin ve medeniyetlerin ortak mirası olduğu(!) ileri sürülerek müzeye indirgenmiştir.

Bir ibadethanenin müzeye çevirlmesi altı okçuların meydana getirmiş olduğu bir proje doğrultusunda oluşmuştur.

Gayeler açık bir şekilde ortadadır:

“Osmanlı’ya ait ne varsa yık, ümmeti parçala!”

Şunu açıkça ifade etmek gerekiyor; eğer o zamanın içtimai zemini uygun olsaydı Ayasofya Camii kiliseye çevrilecekti. Bu herkes için aşikar bir bilgidir.

Sözde demokrasi savunucuları olan o şahıslar halkın isteği ve arzusu olmadan ümmetin ibadethanesini müzeye indirgiyor.

Nerede demokrasi, nerede inanç özgürlüğü?

Ayasofya Camii ümmet için bir onur, bir namustur. Zaten ümmetin onurunu zedelemek için yapılmış bu adımı tüm Müslüman alemi kınamaktadır.

Gül ümmetinin neferleri Ayasofya’nın tekrar bir Cuma Namazı ile birlikte açılmasını arzu etmektedir. Bunun  yapılması halinde büyük bir yanlışın giderilmesi sağlanacaktır.

481 yıllık Cami-i Kebir

Cihanın milat sayacağı bir sembol

Ümmetin, tarihin kanlı sayfalarına vurduğu huzur ve selamet kaşesi

Gül medeniyetinin kadim mücadelesinde yüz akı, alın teri, gönül akidesi…

Ayasofya bekle vuslat yakındır!

Ümmetin temennisi sana vasıl olmaktır.

YUSUF SEZER

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir